SENİN ANAN GÜZELMİ.?

Senin anan Güzelmi ?
Aynı yerde ve aynı evde beraber yaşadığımız kardeşimiz veya abi ve ablalarımız ile aynı yemeği yediğimiz aynı masada oturduğumuz aynı havayı teneffüs ettiğimiz aynı çay ocağından çay içtiğimiz aynı servise bindiğimiz aynı birimde görev aldığımız aynı müdüre bağlı olduğumuz aynı bakanlığa ve aynı yürütme organına bağlı olduğumuz ve hatta aynı üniversite mezunu olmamıza ragmen, bu çifte standart ve muamele niye? Birimiz temizlikçi(işçi) olarak, birimiz mühendis  olarak görev yapıyor. “Senin anan güzel mi?” deyimi ile karşı karşıya geldiğimizi hissetmeye başladık.
Peki, “senin anan güzel mi?” deyimi nereden geliyor?
Osmanlı döneminde aileler çok eşli aile yapısına alışkın oldukları için, farklı annelerin çocukları sıklıkla aynı mahalleyi aynı okulları aynı ev ortamını aynı sofrayı aynı atları ve aynı odaları beraber paylaşırlardı.
 
Doğal olarak 3 veya 4 karısı olan bir adamın eşlerinin arasında güzelliğiyle, cazibesiyle  ön plana çıkan mutlaka bir gözdesi bulunurdu. Bu da onun adil olmaması için yeterli bir neden idi.
 
Eve yeni bir şey alındığında, her ne kadar mallar adil olarak dağıtılmaya çalışılsa da güzel olan hanımın çocuklarına eve giren nimetlerin, hediyelerin, elbiselerin ….en  iyisi verilirdi.
 
Belki de bu yüzden uyanıklık yapıp herşeyin iyisini kapmaya çalışanlara hala halk arasında “Senin anan güzel mi?” diyerek tepkide bulunuluyor.
Bizler de statü değişikliği istediğimizde, “senin anan güzel mi?” sorusuyla karşı karşı geliyoruz. Kimi zaman direk söyleyerek kimi zaman da beden diliyle, lisanı hal ile bunu belli ediyorlar.
Ülkemiz anamız, devletimiz babamız ise evlatları arasında bu kadar bariz bir şekilde haksızlığa tabi tutulan üniversiteli kamu işçisi evlatlarını görmezden gelemez! Sonuç olarak evlat farkı hiç bir zaman olmamalı. Aksi takdirde fıtrat gereği acısı yüreklerde hissedilir. Devletimizin ve ülkemizin; yüreklerde acılara sebeb olmamak için ağızdan çıkacak iki sözcük bile bizleri ordudaki askerler gibi tek sıra ve safta görev emrini bekler hale getirmeye yeter. Bu nedenle lütfen üvey evlat muamelesine maruz kalmış psikolojisinden bizi kurtarın! Kurtarın ki baharın gelişine kamuda çalışan memur kardeşlerimiz kadar bizler de sevinelim. Ailece mutlu olalım. Çocuklarımız okullarda öğrenci arkadaşlarının “senin baban ne iş yapar?” sorularına muhatap olduklarında utanarak cevap verme ve yalan söyleme ihtiyacı duyma hissiyatına kapılmasınlar. Kapılmasınlar ki doğrular konuşulsun, hakikatlar dile gelsin ki yaşam süreci boyunca dosdoğru olabilsinler. Bizlerin şu an yaptığımız görev veya görevlerden herhangi bir gocunmamız, şikayetimiz veya isyanımız yoktur. Yaptığımız tüm işleri de seve seve yapıyor, işimizin hakkını da fazlasıyla veriyoruz. Sadece eğitimini görmüş olduğumuz ve elimizde bulunan diplomaların gereği gibi gerekli birimlerde daha iyi bir performans ile yani taze kan ile layık olduğumuz birimlerde hizmet etme arzusu ve görev aşkı ile yeni projelerde varlığımızı ve yapabileceklerimizi gözle görülür bir şekilde sergileme çabası içerisinde olan, Türkiye genelinde üniversiteli işçiler platformu çatısı altında örgütlenerek duygu ve düşüncelerimizi haykırma gayreti içerisinde olan emekçi işçileriz.
 
Sonuç olarak arada bir TBMM’de değerli vekillerimizin vermiş olduğu önergeler bizlerin umudunu artırdığı gibi önergelerin kabul edilmeyişi de üzüntümüze sebebiyet vermektedir. Bu işin ismini koyma vakti geldi, diye düşünüyorum. Bizler de varız, bizleri de görün ve kendi yüreğimizden geldiği gibi kendimizi ifade etmeye çalışan üniversiteli işçiler olarak, eşit ve adil haklara sahip olalım diyoruz. Bizler için, statü değişikliği derhal tanınmalı!

“Kimse sana özgürlüğünü vermez. Kimse sana eşitliği, adaleti ve başka hiçbir şeyi vermez. Eğer gerçekten adamsan, bunları kendin alırsın!”(Malcom x)

#üniversiteliişçi

#üniversitelişçiler

Üniversiteli işçi
Rıdvan Yeşilmen

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu