ANKARA LABİRENTİ

Gizemli Labirent Ankara 

Başlıktan anlaşılacağı gibi gizemli bir hal alan Başkent Ankara’da bulunan siyasi partilere, milletvekilerine ve bürokrasiye ulaşmak o kadar zor ki… Mardin’den Ankara’ya doğru gizemli bir labirent içerisinde, doğru yolu bulmak için ne kadar büyük zahmetler çektiğimizi bir Allah bilir. Sonuca ulaşmaya ömrümüz yeter mi bilmiyoruz. “Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” bizim durum da buna benzer. Üniversiteli işçiler olarak statü değişikliği talebinde bulununca önümüze öyle engebeli yollar, öyle patikalar, uçsuz bucaksız dar yollar konuldu ki zahmetler şehri Ankara’ya ulaşabilmemiz için konulan çözüm önerileri bin dereden su getirme hikâyesi gibi bir hal almaya başladı. Ayrıca daha önce internetten okuduğum bir haber gibi olmaya başladı. Haberde bunun en güzel örneği 15 Yıl evvel Hindistan’da yaşanmış. Bir çiftçinin tavuğu bahçede bulunan kuyuya düşmüş, tavuğunu kurtarmaya çalışan çiftçi de aynı kuyuya düşmüş ve onu kurtarmaya çalışan galiba 4 kişi daha kuyuya düşüp hayatlarını kaybetmişler. Tavuk ise olaydan sağ olarak kurtulmuştu.

Yani anlatacağım o ki bizlerin statü değişikliği için evvela kendimiz örgütlenme içerisinde olmamız ve sosyal medyayı etkin kullanmamız, tüm siyasi partilere ulaşmamız, görsel ve yazılı medyada gündem olmamız gibi istekler. Yani alt yapıyı siz hazırlayın, temeli sizler atın biz sadece gerekirse “Evet” oyu kullanmak için elimizi kaldırırız der gibi, hissediyoruz.

Hakkımızı savunacak parlamenterler, siyasi kimlikli vekiller, bürokrasi yetkilileri, işçi sendikaları sanki kuyuya girmelerini istemişiz ve biz de boğuluruz endişeleri ile kem küm etme içerisinde olduklarını sezmeye başladık. Bizler devletimize veya milletimize yük olmaya değil bilakis yükü hafifletme adına elimizi taşın altına koymaya aday kadrolu daimi işçileriz. Herhangi bir kadro talebinde bulunmadık. Sadece Reis-i Cumhurun varlığımızdan bihaber olmaması için bu tür girişimlerde bulunduk ve devam edeceğiz. Ama dikkatlerini şuna çekmek istiyorum; bizler de Beni Adem’iz yani insanız. 

“Hakikatler kimden gelirse gelsin biz onun savunucusu ve yanındayız” diyenler için talebimiz o kadar kolay ki buna bile çözüm üretme çabasında olmadığınızı müşahede etmemiz, daha güçlü örgütlenmemize, daha profesyonel olarak hareket etmemize sebebiyet verecektir. Uyuyan devleri uyandırdığınız için teşekkür ederiz. Çünkü genetik olarak atalarımıza benziyoruz ve hiçbir zaman ATA’larımızın, haklı isteklerinden vazgeçmeden hedeflerine doğru başarılı sonuçlar elde ederek tarihe not düştüklerini hepimiz biliyoruz.

Bizlerin yani üniversiteli kamu işçilerinin nasıl cevherler olduğunu ancak işlediğinizde anlarsınız. Kimimiz altın, kimimiz yakut, kimimiz elmas ve kimimiz pırlanta değerinde… Şundan emin olun ki aramızda işe yaramayan ve teneke değerinde olan yoktur.

Bu gizemli labirenti aşamayacağımızı düşünen var ise yanılıyor. Işık hızı ile onu da aşarız evelAllah… Siz rahat olun, o meşakkatli yolları, engebeli dar, uçsuz bucaksız patika yolları sizlere gelinceye kadar da imar ederek geliriz. Sesiz sedasız bu işin üstesinden de geleceğimizi tüm işçi kardeşlerimize müjdelemek istiyorum.

Çünkü sizler varlığınızı ve haklı isteklerinizi gür bir sesle dile getiren, nerede nasıl hareket edeceğini mükemmel bir şekilde bilen, görevlerini icra eden, güneş gibi parlayan ve etrafını da parlatan emekçilersiniz. Onun için diyoruz ki aramıza çekilen setler, engeller bir hiçten ibarettir.

Ali Şeriati gibi diyorum ki, “Ben, ülkeler arasına çekilen sınırlara inanmadığım gibi. İnsanlar arasına çekilen sınırlara da inanmıyorum. “

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu